EVRENİ ANLAMAK MÜMKÜN MÜDÜR, EVRENİ NASIL ANLARIZ?
Evrenin düzeni mükemmel şekilde işliyor. Hep bir ahenk içinde. Her varlığın varolmasının bir sebebi var. Birçok gezegen mevcut. Bunların işleyişi ise gerçekten bir mucize. İnsan düşünmeden duramıyor doğrusu. Düşündükçe düşünüyor ve karakuyu içine düşüyor sanki. Düşünmenin haddi hesabı olmuyor. Bir düşünce başka bir düşünceyi getiriyor.
Düşünceler sonucunda da çoğunlukla cevap bulamıyor. Bununla birlikte evren hakkında bilgi almak için, felsefeyle ilgileniyor. Felsefeye merak salıp, araştırmaya başlıyor. Felsefe ve evreni bağdaşlaştırarak, sonuçlar elde etmeye çalışıyor.
Gökyüzünün muhteşem gizemi ise göz kamaştırıyor. Özellikle yıldızların güzelliği dillere destan. İnsanlar, gökyüzünü merak edip araştırabilir. Gündüzleri masmavi oluşu çok ihtişamlı. Yine gökyüzünün mavi oluşunun sebeplerlerini merak edip araştırabilirler.
Bunca yıldız, bunca düzen var. Hepsinin bir ahenk içinde oluşu, insanı meraka sürüklüyor. Sicim teorisine göre evren 11 boyuttan oluşuyor. Sicim teorisinin iyice incelenmesi gerekiyor. Çünkü sicim teorisi makro boyutla mikro boyut arasındaki bağlantıdır ve bu durumu açıklar.
İnsan varoluşunun sebebi evrenle bağlantılıdır. İnsanlar da varoluşunun sebebini, evreni anlamaya çalışarak sürdürür. Sonuçta neden varolduğunu bilmeden yaşayan insan, araştırma ve körü körüne bağlıdır.
İnsanlığın şuanki sistemini düşünürsek; doğ, büyü, üre, öl. Bu şekilde bir ilerleyişi var. Sadece doğup, büyütüp, üretip ölüyorlar. Ne kadar bencilce. Oysaki insan neden varolur, insan neden bunları yaşar, neden bir düzen içerisinde ot gibi doğup yaşayıp ölür. Hiçbirini merak etmeyen insanoğlu, öylece ölüp gider.
Ne bir araştırır, ne bir merak eder. Sadece bencilce üreyip gider. Ondan doğanlar da sistemi devam ettirir. Bu böyle sürüp gider yüzyıllarca. Ot gibi gelip gider insanoğlu. Oysaki bir bak evrene. Neden varoldun, neden varsın bir araştır. Ama kalıplaşmış düşünce yapılarına bağlı kalarak, geleneksel ve toplumsal hastalıklı davranışları devam ettirir.
Bu durum nesillerce devam eder durur. Oysaki sorun. Evren neden var, evreni kim yarattı yada bir yaratıcı var mı, insanoğlu evrenin hangi konumunda, insanoğlunun varaloş sebebiyle ne gibi bir bağlantısı vardır. Ama yok alışmış insanoğlu körü körüne bağlılığa, ne desen boş.
Aslında düşünmenin de bir sonunun olmadığını söyleyebiliriz. Evrenin, felsefeyle yakından ilişkisi vardır. Felsefeyle ilgilenmek ve ona ilgi duymak daha mantıklı. Felsefeyle aklımızda ki soruların cevaplarına, bir tık daha yakınlaşabiliriz. Yada düşünce sisteminizin uyduğu, fikir akımına katılabilirsiniz.
Evreni çözersek, bir çok sorunun çözümüne de ulaşacağız. Dünyadaki her şey evrenin işleyişine bağlı. Ne kadar çözersek bu evreni o kadar ilerleriz, insanlık olarak. Sanki karadelik gibi bir distopyanın içerisindeyiz.
Mesela yüzyıllar önce ilk hücrenin oluştuğu söyleniyor. Neden, nasıl oluştuğuna dair ise kanıtlanmış bilgiler mevcut değil. Hala daha gün yüzüne çıkmamış, bir sürü araştırma mevcut. Bu da insanlığın çözmesi gereken, bir sürü gizemin olduğunu gösteriyor.
İnsanın, inanıp inanmama gerçeği evreni ilgilendirmiyor. Lakin akla mantığa uyan şeylere inanmakta fayda var. Mesela evrenin açıkladığı, kanıtladığı bir konuya karşı çıkmakta pek akla mantığa uymuyor.
İnsan zihnini farklı kılan düşünme yetisi ve bağlantı kurabilme yetisidir. Bu özellik, bizi diğer varlıklardan ayırır. Gerçeğin ne olduğunu sorgulayabilir, kendini tatmin edecek cevaplar dahi bulunabilir.
valla sahiden yaa şu uzaya gönderilen son uydu galaksilerin kara deliğin bile fotilerini çekti, amerikaılıar veya russlar çözecek evrenin sırrını :)
YanıtlaSil